Seçkin Şahsiyet FAİZ İSMAİL

Arap Düşünür, Fikir adamı Hukuk ve insan hakları savunucusu, müstesna kişilik, sosyalist Faiz İsmail 1923 Liva İskenderun Antakya doğumludur. Bölgenin kaotik ortamından ve kimlik üzerinden baskı,şiddet, asimilasyon politikalarına karşı ailesi ile Liva İskenderun sancağını bırakıp ana yurdu Suriye’ye gider. Eğitim amaçlı Irak’ta hukuk fakültesine girer. 1940 yılında Suriyede, Filozof Zeki Arsuzi ve Vehip El Ğanem ile yaptıkları Milli birlik kongresinde, Mişel Aflak, Salah Bitar’ın olduğu toplantıda Sosyalist Diriliş fikri ortaya atılır. Toplantı neticesinde: Arap Sosyalist Diriliş Hareketi ismi belirlenir.
Irak Hukuk Fakültesi yıllarında, basında oldukça yer alan; Bağımsızlık Sancağı, Uyanış, Doğu, Vatan, Görüşler üzerine yazılar yayınlar. Irakta „Yarının Dünyası“ adlı bir dergide Toplumsal birlik ve beraberliği konu alan, beka sorununun, kimlik bilinci ile aşılacağı konulu bir dizi yazısında, 1944-1950 yıllarında, „Sosyalist Arap Diriliş“ fikrini ortaya atan ilk şahsiyettir. Fikrin temelini, gelişmesini, sistemini güçlendirmek adına çalışmalar yaptı. Yurt içinden ve dışından Irak’ta eğitim almak üzere gelen öğrenciler ve işçi sınıfı ile komiteler kurdu. Hareketin tüm coğrafyaya yayılması adına, hareketin ismine „birleşik“ sözünü dahil ederek „Birleşik Arap Sosyalisit Diriliş Hareketi“ olamasına karar verdi.
İngiliz Sömürgesi ve kukla yönetimlerin, tehdit, baskı, hapis istemleri Faiz İsmail’i Irak’ta köklü bir Sosyalist Diriliş hareketini kurmaktan alıkoymadı.
1947 Suriye Arap Sosyalist Diriliş Partisi kuruluş toplantılarına katıldı. Şam temsilciliği Faiz İsmail’e, Irak komitesi ve Halep komite idaresi görevini verdi.
Halep’te öğrenci ve işçilerin katılımı ile, emniyet güçlerini hayrete düşürecek büyük çapta bir miting düzenledi. Ölen ve yaralananların olduğu olayları yatıştırmak adına, zamanın hakim olan Halk Partisi Halep’e heyet yolladı. Karalı duruşları mevcut hükumetin bazı taleplerini kabul etmesini sağladı. Bu talepler: Tütün mamulleri, Elektrik idare şirketleri ile tren istasyon işletmesi Fransa’nın tekelinden alınarak Milli sermayeye kazandırılmasıydı. Halkın direnişinin sömürü düzenine indirdiği en büyük darbeydi.
Yaptığı mücadele ve devrimci kişiliği mevcut kukla yönetimleri oldukça rahatsız ediyordu. Dönemin Cumhurbaşkanı Edip Çiçekli tarafından hapis cezası verildi. Halep, İdlip, Der Zor, Rakka örgütlenmeleri ve Türkiye Ankara’da yaptığı görüşmeler üzerinden 9 ay hapse mahkum edildi.
1961 Suriye Sosyalist Diriliş partisi, müttefik olan Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdunnasır ile ayrılıklar yaşadı. Suriye’nin bu tutumuna karşı Faiz İsmail vakit kaybetmeden Milli Birlik Sosyalist partisini kurar. Kurduğu yeni parti nedeni ile baskı, şiddet ve zulüme maruz kaldı. Dava ile ilgili ilke ve düşüncelerini kitaplaştırıp, özgür ve bağımsız insan modelinin yaratılması adına mücadele etmiştir. Zor zamanlarında yardım yapmak istense de geri çevirmiş „direniş alınıp satılacak bir şey değildir, ihtiyaçlarımızı davamıza dahil olmuş mücadeleci dostlarımızla gideririz“ demişti. Kurduğu partinin üyeleri 35000 kişiyi bulmuştu. Partisinin büyük katkılarından; 1963 İnfisal Hükümetini devirme ve yerine Sosyalist Arap Diriliş Partisini iktidara getirme girişimleriydi. Yeni Hükümet kendi partisini yönetime dahil etmek adına birlik teklif etse de , Mısır yönetimi Cemal Abdunnasır ile ilişkileri düzeltmeye yanaşmamaları bu tekliflerini ret etmesine sebep oldu.
23 Şubat 1966 değişim hareketi başladığinda, Hafız Esad ve parti ile iyi ilişkileri vardı. Birçok fikir ve icraatte başvurulan Faiz İsmail’den bakanlık işlerine dahil olması istendi. Parti yönetiminden desteklediği kişileri önererek kendisi arka planda kalmayı tercih etti. Israrlar neticesinde bakanlık idaresine girmeyi belirlediği şartlar dahilinde kabul etti. İleri sürdüğü şartlar;
Mısır Cemal Abdunnasır yönetimi ile ilişkilerin düzeltilmesi
Bakanlıkların halkçı anlayışla yurttaşlara eşitlikçi bir hizmet vermesi Belde ve köy işleri bakanlığı kurularak yoksul halka destek sunulması…

YAZAN: ŞEYH SÜLEYMAN OKUR(DAAB HANNOVER ÜYESİ)

 

Seçkin Şahsiyet Filozof Zeki El Arsuzi

Filozof, Filolog, Toplum Bilimci, Tarihçi Zeki El Arsuzi Haziran 1900 yılında Lazkiye’de doğdu. Annesi Arap Alevilerin köklü bir şeyh ailesinden Meryem, Babası orta halli bir ailenin oğlu olan Avukat Necip beydir. Babası Osmanlı Devleti tarafından, milliyetçilik faaliyetlerinden dolayı kısa süreli hapis cezasından sonra, 1915 yılında Konya’ya sürgün edilir. Arsuz’inin siyaseteçi kimliğini oluşturan en önemli olay bu sürgün olayıdır. Bir yıl sürümden sonra ailesi ile Antakya’ya dönmesine izin verildi.
Zeki El Arsuzi Lübnan üniversitesinde Fransızca, Felsefe, Matematik bölümlerini okudu. Antakya’da Matematik öğretmenliği görevini yaptı. Aynı zamanda Antakya’da (1924,1926) Eğitim başkanlığı görevine getirildi. 1927 yılında, Fransa yüksek eğitim bursluluğu ile, Paris Sorbon üniversitesine giriş yaptı. Paris’te olduğu yıllarda Avrupa Felsefesine ihtimam gösterdi. Karl Marks, Georg Wilhelm, Friedrich Hegel, Henri Bergson etkilendiği kişilerdendi.
1930 yılında Antakya’ya döner. İşgalci Fransa yönetimi, okulda Avrupa Felsefesi ve Fransız devrimi, hürriyet, adalet, eşitlik gibi konuları işleyen Zeki El Arsuzi’yi tutkular ve işine son verir.
Zeki El Arsuzi elliye yakın arkadaşı ile Lübnan’da Ulusal Eylem Birliğini kurar (1933). Osmanlı Devletinin etkisinde olan mevcut partilerin aksine, son derece bağımsız halkçı yapısı ile çalışmalar yapan birlik, toplumu oldukça etkiliyordu. Kurulduğu yıldan 1939 yılına kadar, Antakya bölge Başkanlığı Zeki El Arsuzi’deydi.
1930’lu yılların başında Türkiye’nin Antakya’yı alma girişimlerine, zamanın en sert eleştirilerini ve propagandasını yapan Zeki El Arsuzi, bu tavrı ile çevresinde Arap direnişinin sembolü haline geldi. İşgalci Fransa yönetimi, Türkiye ile 2. Dünya harbi ittifakına rüşvet niteliğinde Antakya’yı, 1939 yılında Türküye topraklarına dahil edilmesini sağladı. Bu olaydan derin teessür ve üzüntü duyan Zeki El Arsuzi, birikiminin ve kimliğinin silahı olan kalemi ile Fransa’nın haksız tutumuna ve Türkiye’de en ağır şekilde uygulanan türkleştirme politikası, asimilasyon hareketlerine isyan etti. Konu üzerine sergilediği tavır, dönemin aydınları ve öğrencileri tarafından kendisine büyük ilgi ve destek sağladı. Her yönü ile sömürü, haksızlık, hukuksuzluk, sindirme, asimilasyon politikalarına karşı yürüttüğü çalışmalar, ileride kurucağı Arap Sosyalist Baas Partisinin ilkelerini oluşturuyordu.
24 Kasım 1940 yılında Arap Sosyalist Baas Partisini kurdu. Bulunduğu coğrafyada, fikir ve düşünce olarak bölgeye dar gelen El Arsuzi ve dostları, mevcut hükümetler tarafından sürekli baskılara ve yıldırma hareketlerine maruz kaldı. Siyasetten bir müddet geri adım atan El Arsuzi, Arapça diline yönelerek, Filolojik anlamda muazzam olan „Dillerin Dehası Arapça“ kitabını yazdı (1943).
1947 yılında, Arap diriliş hareketi ile Arap Sosyalist Diriliş Partisi birleşmeye yönelik kongre düzenledi. Kongreye Parti temsilcileri olarak; Vehib El Ğanem, Celal El Seyyid, Arap diriliş hareketi adına; Mişel Aflak, Salah Bitar temsilci olarak katıldı. Mişel Aflak ile sorun yaşayan Zeki El Arsuzi bu oluşuma katılmadı. Zeki El Arsuzi Mişel Aflak’ın fikirlerini sahiplenme iddiası nedeni ile kendisiyle yollarını ayırmıştı.
Yaşadığı baskı ve zulüm kendisini sağlık olarak etkilemenin yanında, 1949 yılında geldiği Tartus’ta, annesi ile fakir bir yaşam sürmesine sebep oldu.
Emekliliğinin yılı 1959’a kadar, lise öğretmenliği ve Stajyer Öğretmen Külliyesi idareciliği yaptı.
Arap Sosyalist Diriliş Partisi 6.olağan kongresinde, tedrici olarak Partiden tasfiye edilen isimlerin boşluğu, Hafız Esad’ın desteği ile Zeki El Arsuzi’nin yıldızının yeniden parlamasına sebep oldu. 1965 yılında Zeki El Arsuzi Arap Sosyalist Baas Prtisi Ulusal idare başkanlığına getirildi. 1966 yılında, Arap Sosyalist Baas Partisi Irak, Arap Sosyalist Baas Partisi Suriye olmak üzere ikiye ayrıldı. Bu sayede Parti ideolojisinin Suriye baş sorumlusu Zeki El Arsuzi oldu.
Baas ideolojisi kurucu Babası sayılan El
Arsuzi’nin Kitapları:

Dillerin Dehası Arapça
Ahlak ve Felsefe
Sanat
Şehirleşme ve Kültür
Arap Ümmeti
Araplığın Sesi Liva İskenderunda
Yönetim Ne zaman Demoktratikleşir
Örnek Cumhuriyet
Örnek Siyasetin Islahı
Filozof ve fikir adamı, üstün şahsiyet, direniş timsali, Sosyalist devrimci Zeki El Arsuzi 2 Temmuz 1968 yılında vefat etti. Şam Dahdah mezarlığında toprağa verildi.

NOT:
O dönemde Arap nüfusunun yaşamının her alanına dayatılmış; aslından koparma, karalama, unutturma, kültürünü, geleneğini, göreneklerini kısaca tüm manevi değerlerini yok etmek isteyen egemenlere karşı, milli birliklerini muhafaza ve aidiyetlerini koruma, bu sayede istilacılara karşı mücadele anlamında „milliyetçi“ sözünü kullanmaları gayet normal olup, yayılmacı, istilacı, kafa tasçı bir anlayışla asla alakalı değildir.

Değerlendirmem:
Yaşadığı dönemin ağır ve zor koşullarında eğitimin en yüksek kariyerine ulaşmış Zeki El Arsuzi; kişiliğinden, asaletinden vazgeçip, bölgesini, halkını, değerlerini gaspetmiş, zamanın iktidarlarıyla işbirliği yapsaydı, en dinamik en olgun dönemlerini açlık ve sefaletle geçirmezdi. Yoldaşları ile dilediğinin on mislini alır büyük servetlere sahip olurlardı. Ama bütün baskı şiddet ve zorbalığa karşı halkçı, özgürlükçü, sosyalist ve devrimci kimliğinden yılmadı. Böylesine üstün bir Arap Alevinin ve yoldaşlarının yaptığı destansı mücadelesinden sonra, kendini başka aidiyetlere, kimliklere, kültürlere yamayan bazı bireylerimizi görmek içimizi acıtıyor. Saygı duyduğumuz enternasyonal devrimcileri okuyan, araştıran, resmlerini baş ucuna koyan gençliğimizin; Memleketlimiz, soydaşlarımız, kahramanlarımız, Doktor Vehib El Ğanem, Hukukçu Faiz İsmail, Filozof Zeki El Arsuzi ve nice şahsiyetin, emeklerine saygı hatıralarına hürmet ederek tanımaları, sahiplenmeleri, değişen dünya düzeninde kimlikleri, kültürleri, inançları yutan, bu sayede diledikleri insan profilini yaratmaya çalışan zihniyetlere, aynı reaksiyonu ve direnci göstermeleri temennisi ile.

YAZAR: ŞEYH SÜLAYMAN OKUR(DAAB HANNOVER ÜYESİ)

Seçkin Şahsiyet Filozof Zeki El Arsuzi

Filozof, Filolog, Toplum Bilimci, Tarihçi Zeki El Arsuzi Haziran 1900 yılında Lazkiye’de doğdu. Annesi Arap Alevilerin köklü bir şeyh ailesinden Meryem, Babası orta halli bir ailenin oğlu olan Avukat Necip beydir. Babası Osmanlı Devleti tarafından, milliyetçilik faaliyetlerinden dolayı kısa süreli hapis cezasından sonra, 1915 yılında Konya’ya sürgün edilir. Arsuz’inin siyaseteçi kimliğini oluşturan en önemli olay bu sürgün olayıdır. Bir yıl sürümden sonra ailesi ile Antakya’ya dönmesine izin verildi.
Zeki El Arsuzi Lübnan üniversitesinde Fransızca, Felsefe, Matematik bölümlerini okudu. Antakya’da Matematik öğretmenliği görevini yaptı. Aynı zamanda Antakya’da (1924,1926) Eğitim başkanlığı görevine getirildi. 1927 yılında, Fransa yüksek eğitim bursluluğu ile, Paris Sorbon üniversitesine giriş yaptı. Paris’te olduğu yıllarda Avrupa Felsefesine ihtimam gösterdi. Karl Marks, Georg Wilhelm, Friedrich Hegel, Henri Bergson etkilendiği kişilerdendi.
1930 yılında Antakya’ya döner. İşgalci Fransa yönetimi, okulda Avrupa Felsefesi ve Fransız devrimi, hürriyet, adalet, eşitlik gibi konuları işleyen Zeki El Arsuzi’yi tutkular ve işine son verir.
Zeki El Arsuzi elliye yakın arkadaşı ile Lübnan’da Ulusal Eylem Birliğini kurar (1933). Osmanlı Devletinin etkisinde olan mevcut partilerin aksine, son derece bağımsız halkçı yapısı ile çalışmalar yapan birlik, toplumu oldukça etkiliyordu. Kurulduğu yıldan 1939 yılına kadar, Antakya bölge Başkanlığı Zeki El Arsuzi’deydi.
1930’lu yılların başında Türkiye’nin Antakya’yı alma girişimlerine, zamanın en sert eleştirilerini ve propagandasını yapan Zeki El Arsuzi, bu tavrı ile çevresinde Arap direnişinin sembolü haline geldi. İşgalci Fransa yönetimi, Türkiye ile 2. Dünya harbi ittifakına rüşvet niteliğinde Antakya’yı, 1939 yılında Türküye topraklarına dahil edilmesini sağladı. Bu olaydan derin teessür ve üzüntü duyan Zeki El Arsuzi, birikiminin ve kimliğinin silahı olan kalemi ile Fransa’nın haksız tutumuna ve Türkiye’de en ağır şekilde uygulanan türkleştirme politikası, asimilasyon hareketlerine isyan etti. Konu üzerine sergilediği tavır, dönemin aydınları ve öğrencileri tarafından kendisine büyük ilgi ve destek sağladı. Her yönü ile sömürü, haksızlık, hukuksuzluk, sindirme, asimilasyon politikalarına karşı yürüttüğü çalışmalar, ileride kurucağı Arap Sosyalist Baas Partisinin ilkelerini oluşturuyordu.
24 Kasım 1940 yılında Arap Sosyalist Baas Partisini kurdu. Bulunduğu coğrafyada, fikir ve düşünce olarak bölgeye dar gelen El Arsuzi ve dostları, mevcut hükümetler tarafından sürekli baskılara ve yıldırma hareketlerine maruz kaldı. Siyasetten bir müddet geri adım atan El Arsuzi, Arapça diline yönelerek, Filolojik anlamda muazzam olan „Dillerin Dehası Arapça“ kitabını yazdı (1943).
1947 yılında, Arap diriliş hareketi ile Arap Sosyalist Diriliş Partisi birleşmeye yönelik kongre düzenledi. Kongreye Parti temsilcileri olarak; Vehib El Ğanem, Celal El Seyyid, Arap diriliş hareketi adına; Mişel Aflak, Salah Bitar temsilci olarak katıldı. Mişel Aflak ile sorun yaşayan Zeki El Arsuzi bu oluşuma katılmadı. Zeki El Arsuzi Mişel Aflak’ın fikirlerini sahiplenme iddiası nedeni ile kendisiyle yollarını ayırmıştı.
Yaşadığı baskı ve zulüm kendisini sağlık olarak etkilemenin yanında, 1949 yılında geldiği Tartus’ta, annesi ile fakir bir yaşam sürmesine sebep oldu.
Emekliliğinin yılı 1959’a kadar, lise öğretmenliği ve Stajyer Öğretmen Külliyesi idareciliği yaptı.
Arap Sosyalist Diriliş Partisi 6.olağan kongresinde, tedrici olarak Partiden tasfiye edilen isimlerin boşluğu, Hafız Esad’ın desteği ile Zeki El Arsuzi’nin yıldızının yeniden parlamasına sebep oldu. 1965 yılında Zeki El Arsuzi Arap Sosyalist Baas Prtisi Ulusal idare başkanlığına getirildi. 1966 yılında, Arap Sosyalist Baas Partisi Irak, Arap Sosyalist Baas Partisi Suriye olmak üzere ikiye ayrıldı. Bu sayede Parti ideolojisinin Suriye baş sorumlusu Zeki El Arsuzi oldu.
Baas ideolojisi kurucu Babası sayılan El
Arsuzi’nin Kitapları:

Dillerin Dehası Arapça
Ahlak ve Felsefe
Sanat
Şehirleşme ve Kültür
Arap Ümmeti
Araplığın Sesi Liva İskenderunda
Yönetim Ne zaman Demoktratikleşir
Örnek Cumhuriyet
Örnek Siyasetin Islahı
Filozof ve fikir adamı, üstün şahsiyet, direniş timsali, Sosyalist devrimci Zeki El Arsuzi 2 Temmuz 1968 yılında vefat etti. Şam Dahdah mezarlığında toprağa verildi.

NOT:
O dönemde Arap nüfusunun yaşamının her alanına dayatılmış; aslından koparma, karalama, unutturma, kültürünü, geleneğini, göreneklerini kısaca tüm manevi değerlerini yok etmek isteyen egemenlere karşı, milli birliklerini muhafaza ve aidiyetlerini koruma, bu sayede istilacılara karşı mücadele anlamında „milliyetçi“ sözünü kullanmaları gayet normal olup, yayılmacı, istilacı, kafa tasçı bir anlayışla asla alakalı değildir.

Değerlendirmem:
Yaşadığı dönemin ağır ve zor koşullarında eğitimin en yüksek kariyerine ulaşmış Zeki El Arsuzi; kişiliğinden, asaletinden vazgeçip, bölgesini, halkını, değerlerini gaspetmiş, zamanın iktidarlarıyla işbirliği yapsaydı, en dinamik en olgun dönemlerini açlık ve sefaletle geçirmezdi. Yoldaşları ile dilediğinin on mislini alır büyük servetlere sahip olurlardı. Ama bütün baskı şiddet ve zorbalığa karşı halkçı, özgürlükçü, sosyalist ve devrimci kimliğinden yılmadı. Böylesine üstün bir Arap Alevinin ve yoldaşlarının yaptığı destansı mücadelesinden sonra, kendini başka aidiyetlere, kimliklere, kültürlere yamayan bazı bireylerimizi görmek içimizi acıtıyor. Saygı duyduğumuz enternasyonal devrimcileri okuyan, araştıran, resmlerini baş ucuna koyan gençliğimizin; Memleketlimiz, soydaşlarımız, kahramanlarımız, Doktor Vehib El Ğanem, Hukukçu Faiz İsmail, Filozof Zeki El Arsuzi ve nice şahsiyetin, emeklerine saygı hatıralarına hürmet ederek tanımaları, sahiplenmeleri, değişen dünya düzeninde kimlikleri, kültürleri, inançları yutan, bu sayede diledikleri insan profilini yaratmaya çalışan zihniyetlere, aynı reaksiyonu ve direnci göstermeleri temennisi ile.

YAZAR: ŞEYH SÜLAYMAN OKUR(DAAB HANNOVER ÜYESİ)

Efsane Şair Süleyman El İsa


Sömürü ve işgal altında, her türlü zulmün halkları perişan ettiği bir dönemde kurtuluşun ve bağımsızlığın meşalesini yakmak, eğdirilmiş başları, tükenmiş umutları şahlandırmak, o toplumdaki, işçi öğrenci yazar akademisyen, sanatçı herkesin vazifesidir.
Bağımsızlık ve hürriyet mücadelesinin, direnişin önemli unsurlarından, olmazsa olmazı: edebiyat ve sanat tarafını işleyen, hür fikir, hür insan, yaşanılır düzen kavramlarını, sanatçı dehası ile nesilden nesile aktaracak olan, şiirin, nesrin, tiyatronun dehası, soydaşımız, hemşehrimiz Süleyman El İsa’yı tanıyalım.
Süleyman Ahmed El İsa 1921 Anyakya’nın batısında yer alan Aknehir’de (Ne3eyri النعيري) doğdu. O zamanlar da köylerinde okul olmayışından okumayı ve yazıyı, babası Şeyh Ahmed El İsa’dan öğrendi. Şiiri seven babası ona bazı dörtlükleri veriyor, 10 yaşında olan Süleyman El İsa hemen ezberliyordu. Ufak yaşta olmasına rağmen, büyük bir şair olacağının sinyalini daha o yaşlarda yazdığı, köy yaşamı ve çiftçilerin sorunları konusunu işlediği divanından anlaşılıyordu.
Kısa bir süre sonra şiddetlenen Fransız sömürgesinin zulmü onu şiirleri ve kasideleri ile direniş meydanının etkili ismi haline getirdi. İçinde bulundukları zorlu koşullar ve İşgalci Fransa’nın dahili ve harici kuklaları, ailesi ile yaşadığı toprakları bırakıp ana vatanı Suriye’ye gitmesine sebep oldu. Yarıda bıraktığı lise eğitimini, Hama, Lazkiye ve Şam’da bitirdi. Lise eğitiminden sonra Şam Dil ve Edebiyat fakültesinden mezun oldu (1947).
Mezuniyetinden sonra Bağdat’ta Yüksek Öğretim Okulu Dil Bölümünde Öğretmenlik yaptı (1948).
Bağdat’tan sonra 1950,1967 yılına kadar Halep okullarında Arapça dil ve edebiyat öğretmenliği yaptı. Hayatının hiçbir sürecinde şiirden ödün vermedi. Şiirlerini çoğunlukla Vatan, Milli birlik, işgal ve sömürü üzerine yazıyor, direniş güçlerine sonuna kadar desteğini sunuyordu. Savunduğu değerleri ve ideallerini 1952 yılında yazdığı divan şiiri kitabı „Sabah ile“ üzerinde olan baskıları arttırdı. Nice mahkemeler ve hapis cezalarına çarptırıldı. Direnci ve inancı Hapishane ortamında bile onu davasından ayırmadı. Hapishane yıllarında „Duvarlar Arasında Bir Şair“ divan şiiri kitabını, yazdığı hazinelere kazandırdı (1954)
Ayrıca 1957-1963 yılları arasında „Kan ve Yeşil Yıldızlar“, „Uykusuz Mektuplar“, „Köylerin Tomurcukları“ yazdığı divan şiiri kitapları da mevcuttur.
1969 yılında yazar arkadaşları ile Arap Yazarlar Birliğinin kurulmasına öncülük yapmıştır.
1967 yılından itibaren şiirlerinin yönünü çocuklar ve gençler üzerine yoğunlaştırmış, vatanın aydınlığı ve özgür geleceğinin inşasının, onların eli ile olacağını vurgulamıştır.
Bu alanda şiir dizisi, şarkılar, ve tiyatro sunumları üzerine birçok yazıları vardır.

Arap Sosyalist Baas fikrinin sanat adamı ve direnişin şairi Süleyman El İsa’nın kitapları:
Kayıp Savaşçı 1969
Yaralı Mayıs 1977
Nesir Sanatı 1981
Ben ve Mısır 2007
Divan Cezair 2010
Katreler 2012
Divan şiirinin, nesir edebiyatının, direnişin seçkin sanatçısı Süleyman El İsa 9 Ağustos 2013 yılında 92 yaşında vefat etti.

„Ben küçüklere teselli olsun diye yazmadım, onlara milli tecrübelerimi sanat ile aktararak; kaygılarımı, hayallerimi yazdım ki, büyüdüklerinde onları kandırmadığımı, değerli zamanlarını boş şeylerle harcamadığımı bilsinler diye yazdım.“
Süleyman El İsa.

YAZAR: ŞEYH SÜLAYMAN OKUR(DAAB HANNOVER ÜYESİ)